it is probably the one piece of writing (it's nearly 1 page on book) that touches or moves me the most.
here it goes...
"...Brisbane'de 1922'de, Seymour ve ben beş ve üç yaşındayken, Les ve Bessie birkaç haftalığına Joe Jackson ile aynı programda sahneye çıkmışlardı; numarasında kullandığı ve parıltısı tiyatronun en arka sırasına bile platinden daha iyi bir şeymiş gibi vuran nikel kaplama bisikletiyle koca Joe Jackson. Bundan yıllar sonra, İkinci Dünya Savaşı'nın çıkışından uzun sayılmayacak bir süre sonra, Seymour ve ben kendimize ait küçük bir New York apartman dairesine henüz taşınmışken, babamız -bundan sonra Les diye anılacak- bir iskambil oyunundan eve dönerken bir gece bize uğradı. Besbelli bütün öğleden sonra eline çok kötü kağıtlar gelmişti. Neyse, gene de geldi, paltosunu sırtında tutma yolunda önceden katı bir karar almıştı. Oturdu. Mobilyalara kaş çatarak baktı. Parmaklarımda sigaradan katran lekeleri var mı diye kontrol etmek için elimi çevirdi, sonra Seymour'a günde kaç sigara içtiğini sordu. İçkisinde sinek bulduğunu sandı. Nihayet, konuşma -en azından, benim görüşümce- dosdoğru cehenneme gidiyor gibi görünürken birden ayağa kalktı ve kendisiyle Bessie'nin duvara daha yeni asılmış bir fotoğrafına bakmaya gitti. Tam bir dakika, belki de daha fazla, fotoğrafa yiyecek gibi baktı, sonra ailede hiç kimsenin sıradışı bulmayacağı bir terslikle döndü ve Seymour'a, acaba Joe Jackson'ın onu, Seymour'u, bisikletinin gidonuna oturtup bütün sahne boyunca döne döne gezdirdiği günü hatırlıyor mu diye sordu. Odanın öbür yanında fitilli kadifeden eski bir koltukta oturmuş sigarasını içen, mavi bir gömlek, kurşuni bol bir pantolon, fortları çıkarılmış mokasenler giyen, yüzünün yanında benim görebildiğim bir traş kesiği olan Seymour, ciddiyetle ve hemen, ve Les'in bütün sorularını cevaplandırdığı o özel tavırla; sanki o sorular, bütün diğerlerinin üstünde, onun hayatı boyunca kendisine sorulmasını tercih ettiği sorularmış gibi, cevap verdi. Joe Jackson'ın güzel bisikletinden inip inmediğinden emin olmadığını söyledi. Ve babam için kişisel olarak taşıdığı muazzam duygusal değerinin dışında bu cevap, birçok yönden, doğruydu, doğruydu, doğruydu.
..."








--
todas las veces que he llorado,
para no olvidarme de mi.
--
Helen Aikman [link]
--
come to the dark side...we have cookies
Previous Page12345...Next Page